TR KR EN  
 
     
Kadın ve adressiz cennet 12.2.2015
Kezî (örük), Mezopotamya’da mitolojik öneme sahip önemli bir kültürel faktördür. Kadınla özdeştir. Kadının toplum içerisindeki statüsünü belirlediği gibi, dramının–tragedya ve mutluluğunun önemli bir göstergesidir. Her türlü inanç biçiminin üzerinde kadına ait bir bir figür vardır.
Mezopotamya kadınları tüm yaşanmışlıklarını; hikayelerini, acılarını, sevdalarını, özlemlerini saçlarında ördükleri renkler gibi örmüşlerdir.

Kezî, bir bütün olarak toplumdaki anlatılara ilham kaynağı olmuştur. Dengbêjlerimiz kadını anlatırken, hayatı nasıl ördüğünü estetik bir dille anlatmıştır. Ben de bundan yola çıkarak, kadının kendi dili ile dillendiremediği, özlem duyduğu şeyleri, onların bıraktığı yerden hayatı örmeyi ve bu hayatın içinde üç nesli günümüze taşımayı amaçladım.
Kadın Özgürlük Mücadelesi, yarattığı estetik değerlerle kendini var etmiştir. Bu yaratımı ile sanata yön vermiş, ilham kaynağı olmuştur. Köleci, yok sayan bir sistemin karşısında kültürel ve sanatsal değerlerine sarılmış, başkaldırışı ile yaratıcı bir güç haline gelmiştir. Değerlerini koruma uğruna ölmeyi, değerlerini ölümsüzleştirme kültürünü yaratmıştır.
Kadın, müzikte hicaz makamına benzer. Güzel okudukça sonsuz bir huzur verir. Özgürlük mücadelesi, öz itibari ile felsefi-sanatsal bir düzeye ulaşmıştır. Burada mücadele boyutunda kadın, mücadeleyi estetize etme kültürünü yaratmış ve bununla yaşamı örmüştür. Aynı zamanda tüketen değil, değerlere değer katan ve üreten kadın modelini yaratmıştır. Sanata ilham veren değil, sanatta üreten olmuştur. Otuz yıllık bu çetin mücadele koşullarında mücadelenin her alanında görkemli direnişi ile kendini ispatlamıştır.
Biz Kürt sanatçıları da hep annemizden, tanıdığımız kadınlardan edindiğimiz özelliklerle büyürüz. Bazen bu kadınlar sanatımıza sonsuz bir ilham kaynağı verirler. Ama şu bir gerçek ki kadın kadına ördüğümüz ortak bir yaşamı yaşarız. Şarkılarla-stranlarla anlatırız dertlerimizi, isyanımızı ve sevincimizi. Tarihe bu ninnilerimiz ve stranlarımız şahitlik etmiştir. Biz Kürt kadın sanatçıları, adı konmamış acıların bestekarları olduk. Ortak bir yaşamı yaratma adına, inadına şarkılarımızı/stranlarımızı söyledik. Bu süreçte kah ağladık, kah güldük, kah öfkelendik. Ama tüm bunları şarkılarımızın dizelerinde bir kadın hassasiyeti ile ördük. Biliyorduk ki bizi bize anlatacak sesimizdeki isyandır.
Önce dili koparılmış bülbül misali, hayatla kurduğumuz bağlarımızı kesip bizi yaşamdan koparmak istediler. Çünkü olmayan bir halkın, kültürü, sanatı olmadığı gibi sanatçısı da olamazdı. Adeta adressiz bir cennettin bahçıvanlığını yaptık. Cennettin sahibi cennette giremez olmuştu. Sormayan sorgulamayan bir halkın kadını-sanatçısı olmuştuk. Bu anlayış 30 yıllık bir mücadele ile geriletildi. Stranlarımız/şarkılarımız her ne kadar acı, keder ve isyan motifleriyle bezenmişse de sesimiz daha gür, daha özgüvenle çıkıyor.


ROJDA ŞENSES
   
   
         
ANASAYFA   |   BİYOGRAFİ   |   ALBÜMLER   |   GALERİ   |  ZİYARETCİ DEFTERİ   |    İLETİŞİM
         
© ROJDA - 2015